Mimari ve Sanat

Güncelleme: 27 Kasım 2020 Kategori: İmar ve Şehircilik
0 27 Kasım 2020

Mimari bir düşünceyle yaklaşımlar içine girersek, mimarinin sanat karşısında etkin bir rol üstendiğini ve gereklilik doğurduğunu söyleyebiliriz. Yaratıcılık içeren ve inşa etme sorumluluğunu taşıyan Mimarlığın yalnızca tahta ve kalastan oluşmadığını görmemiz gerekiyor. Mimari her nesne ve duygu ile de inşa etmenin genel tanımıdır. Bu nedenle de eşi benzeri olmayan bir şantiyeye sahiptir; içinde her türlü yapının inşa edilebileceği ve her türlü tasarımın üç temel üzerinde yükselebileceği bir alana.

Mimari Eleştirileri

Günümüz dünyasında mimarinin sanatsal yanını kaybettiği yönünde gerçekleşen bazı tartışmalara göre, mimari, sahip olduğu üç temel prensiplerden birini diğerlerine göre daha az önemsediğinden, bugün sanatsal mimari eserlere daha az rastlanıyor. Sanatsal mimariye verilen önem o kadar azaldı ki, teknolojik harikaları birbirinden uzun gökdelenleriyle övüngen hale gelmiş bir mimari görüyoruz.

Modern mimari alışılagelmiş ve özellikle Avrupa’nın çağlarından çıkan tarzların hemen hepsini geride bırakmış ve sanatsal yaklaşımı sadece eserler konusunda ele almaktadır. Eleştirmenler buna genelde değişen zaman ve beğenilerden kaynaklanan bir “Moda” akımının neden olduğunu belirtiyorlar. İnsanlar bir dönem Barok tarzda olduğu gibi uç noktalarda sanatsal yapıları prestij adına inşa ederken, yeni dünyanın mimarları daha sade, ekonomik ve yapısal olarak da daha kullanışlı yapıların inşasına yöneldiler.

Sanat İçinde Mimari Benzetmesi

Mimari ve sanat arasında bağ kurmak isteyen ve bu bağı büyük ölçüde kuran birçok düşünür de hemen aynı konular üzerinde buluşur. Roberto Masiero’nun belirttiği gibi, “Estetik; mimarlığı, mimetik olan ya da olmayan sanat, plastik sanat, mekanik sanat, maddeyi kendine tabi kılan sanat, nesnel sanat, ilk sanat, işlevsel sanat, etik sanat, yaşam için sanat, soyutlama sanatı şeklinde adlandırarak her zaman için ona özgül bir alan açmanın yollarını aramıştır”. Mimari, sanatı etkin kılan bir eylemdir ve bu eylem olmadan sanat da bir yere kadar var olabilir.

İnşa etmenin birçok yolu var. Örneğin Ludwig van Beethoven o en ünlü senfonilerini oluştururken, her bir notayı sistematik bir biçimde ve ritmine uygun olarak yerleştirmiş ve bunu müziğin inşa edilmesi olarak yorumlamıştır. Bir senfoniyi mimar gibi inşa etti. Michelangelo ise ünlü Davut heykelini inşa edebilmek için mermerin en kaliteli olanını bulmak için servet döktü. Kant’a göre heykel ile mimarlık “Plastik Sanat”ın iki temel dalıdır. W. Friedrich Hegel’e (1770-1831) göre ise mimarlık, sembolik (simgesel) bir sanattır; buna karşılık heykel klasik; resim, müzik, şiir de romantik sanatlar arasındadır. Yine Hegel’e göre “mimarlık” bütün sanatların anasıdır.”

Hegel’in sözlerine kulak verecek olursak, mimari ve sanat arasındaki en büyük benzerlik ve temel ilke tasarım olmaktadır. Her ne şekilde yapılacak olursa olsun, tasarım olmadan ne mimari ne de sanat gerçekleşemiyor. Ancak mimari eylem gerçekleşmeden de yapı ortaya çıkmıyor ve sanatsal ya da mimari değer verebileceğimiz nesnel bir gerçekle karşılaşamıyoruz.

Yeni Tasarımlar Neden Olmasın?

Günümüz dünyasında her ne kadar modern mimari ile modern sanat eski çağları geride bırakmış ve yeni tarzları ortaya çıkarmış olsa bile, insanoğlunun yine de mükemmellik ve estetik beklentileri olacaktır. Mimariyi ele alırken, estetik gerçeğini daha fazla hayata geçirebilirsiniz. Geçmişin özlemlerini yeniden uyandırabilir, eski ve yeni arasında köprüler kurarak yeni tarzları hayata geçirebilir ve sanatı mimari ile ortaya çıkarabilirsiniz.

Evren nasılsa ve zaman nasıl da değişkense, fikirler ve düşünceler, tasarımlar ve nesnel figürler de değişebilir. Her çağa ve her zamana hükmeden yeni bir tarzı ortaya çıkarabilirsiniz. Bu sizin zamanınız ve istekleriniz için yaşayarak ortaya çıkan güzelliklerle mutlu olmanın yollarını bulabilirsiniz.

 
  • Beğenenler
Cevapla
Cevaplar yükleniyor..