Mimaride De Stijl

Güncelleme: 8 Mart 2021 Kategori: Sanat & Tasarım
0 8 Mart 2021

De Stijl akımıyla birlikte sanatsal açıdan resimle başlayan, mobilya sanatına kadar uzanan yeni bir felsefik akımdan da bahsetmek mümkündür ve mimaride De Stijl tam da bu akımın devamında ortaya çıkmış bir oluşumdur.

1917’de Hollanda Leiden’de kurulan bir sanat dergisinden ismini alan ve daha sonrasında bu derginin öne çıkardığı fikirleri benimseyerek oluşan akımın kendisi olmasının dışında aslında bir itirazdır. Bu itiraz o dönem çok revaçta olan Art Deco, Art Nouveau ve Arts & Crafts’ın dekoratif aşırılığına karşı yapılmıştı ve çizgisi renk seçimiyle anti tez kıvamında başlamıştı.

İlk yayının sanat yönetmeni olan ressam mimar ve şair Theo Van Doesburg bu akımın başlangıç noktasındaki en önemli isim olarak bilinmektedir.

1931 yılında yaşamını yitirdiğinde dergi 57 sayı basmış olmasına karşın oldukça büyük bir yankı uyandırmış ve takipçileri tarafından bir manifestonun yayınlanmasını sağlamışlardır.

De Stijl Akımının Özellikleri ve Yapısı

Akım aslında daha çok geometrinin yeterliliğini ve bu geometrik prensiplerde siyah, beyaz ve gri tonlarda renklerin oluşumuyla birleşen görsel sanatlar ve mimari açıdan eserler yaratmak için hayat bulmuştu.

Bundaki temel amaç ise hakikat, belirlilik ve basitliğe bağlı olarak konstrüktiv, fonksiyonel ve objektif bakış açısını yakalamaktır. Bu şekilde hem minimal etkilerin büyümesi hem de abartılı görülen dönemin modernizmine karşı alternatif oldu. Ve daha kabullenici bir etki yaratılması sağlanıyordu. Ayrıca sadece geometri ve belirli renklerin kullanımıyla ortaya çıkan stabil alan, kendine has tarzla felsefi bir bakışı yansıtıyordu.

Temel renkleri başlangıçta siyak beyaz ve gri tonlamalar olan ve mimarisinde de kendisini güçlü bir şekilde hissettiren De Stijl, kısa süre içinde kırmızı mavi ve sarı renk bütünlüğünü resmen ilan ederek doğal renkler ve nötr renkler olarak doğallığı kabullendi.

Bu renklerin dışında kullanılan renkler akımda yer almaz. Yuvarlak çizgileri kesinlikle benimsemeyen yapısı yüzeylerde dikdörtgen ve prizmalara olanak tanır. Çizgiler kesinlikle belirli bir denkliği yansıtmak zorundadır.

Mirmari Açıdan De Stijl

Jacobus Oud, Robert Van’t Hoff, Jan Wils ve Gerrit Rietveld gibi mimarlar akımın mimari yönünü genişletmek için cesur tasarımlara imza atmıştır. Günümüzde çizgilerinin kullanıldığı ancak renklerinde değişimlerin görüldüğü akımın ilk eserleri oldukça etkileyici bir denklik içermektedir.

Bina mimarisinden duvarlarda kullanılan tabloların tarzına kadar her şey aynı prensiplere göre tamamlanmıştır. Hedef akımın ortaya attığı fikrin ne denli denklik ve doğallık içerdiğini yansıtmaktır.

Bu konuda en önemli örnek Gerrit Rietvelt tarafından tasarlanmış olan Schröder evidir. Hem iç dizaynı hem de dış görüntüsü akımın tüm özelliklerine sahiptir. Her detay tamamen stilin prensiplerine bağlı kalarak yapıldığından son derece büyük etki sağlamıştır. Avrupa modern mimarisinde gerçekleşen değişimlerin etkisini görebleceğiniz bu ev oldukça dikkat çekicidir.

Prizma Örneği Café L’Aubette

Theo Van Doesburg tarafından Fransa Strasbourg’da restore edilen Café L’Aubette, Hollandalı soyut sanatçıların De Stijl hareketi tarafından geliştirilen Neoplastisizm kavramları üzerine inşa etti. Restorasyondan daha fazlasını gerçekleştirdi. Ayrıca bu tasarımla Elementarizm teorisini ve ortaya çıkardığı realizmin merkezliğini de keşfetmeyi amaçlamıştır.

O dönem fikirlerin hayat bulmamış olması somut gerçekliği gölgeleyen en büyük sorunlardan biriydi. Bir fikrin gerçekliği ancak hayata geçirdikten sonra keşfedilebilirdi. Bu nedenle de tüm tasarım De Stijl teorisine bağlı kalınarak gerçekleştirildi. Ancak özellikle tavanların 45 derecelik açısıyla ilk bakışta prizma etkisi oldukça etkileyicidir. Bu yönüyle tamamen görsel bir zıtlık ve uyum ortaya koymaktadır.

 
  • Beğenenler
Cevapla
Cevaplar yükleniyor..